Archives
Hürriyet Gazetesi'nin sürdürmüş olduğu 'Aile İçi Şiddet'e Son' kampanyası, büyük bir kararlılıkla devam ediyor.Hürriyet'in 2007 yılında açmış olduğu Aile içi şiddet acil yardım hattı, eşiyle, babasıyla, veya herhangi bir aile bireyi ile sorun yaşayanlara manevi destek sağlıyor.Geçenlerde kahvaltı yaparken gördüğüm bu reklam, her ne kadar sansürlenerek gülünç gibi gelse de aslında Türkiye'de şiddet gören birçok kişinin evinden gelen o malum gürültüleri andırıyor...Link:
Sizde aile içi şiddet görüyorsanız ve manevi desteğe ihtiyacınız varsa hemen 0212 656 9696 numaralarını arayın.Peki aradığınız anda karşınızdaki psikolog size nasıl yardım ediyor?Aynen şöyle:
Öncelikle sizi sabırla dinliyor. Sorununun ne olduğunu anlıyor. Sakinleştiriyor ve doğru kararı almanıza yardımcı olmaya çalışıyor.Sizin istemediğiniz hiçbir şeyi yapmıyor ve adınızı, anlattıklarınızı ona sormadan kimseyle paylaşmıyor.
Yani bilgileri gizli tutuyor. Ancak eğer acil, risk altında olduğu bir durum varsa, polise bildiriyor. Yardım ise şu konularda: Eğer kadın kocasını şikayet etmek istiyorsa, ona en yakın karakola yönlendirip, neler yapabileceğini anlatıyor. O karakolda da mağdura bu konuda daha önce Hürriyet Kampanyası bünyesinde eğitim almış polisler yardımcı oluyor. Eğer hukuki bir durum varsa, İstanbul Barosu avukatlarından birine; ya da psikolojik yardım alması gerekiyorsa, bir psikoloğa yönlendiriliyor. Ya da sadece bilgilenmek isteyen mağdurlar hakları, bu konudaki yasalar, yapabilecekleri konusunda bilgilendiriliyor.
- EĞER evinizde fiziksel, duygusal, ekonomik, cinsel ya da psikolojik şiddete uğradığınızı düşünüyorsanız;
- EĞER Kendinizi yalnız ve güvensiz hissediyorsanız;
- EĞER çaresiz olduğunuzu, yapacak bir şeyinizin kalmadığınızı sanıyorsanız;
- Hemen 0212 656 96 96 numaralı telefonu çevirin.
- Unutmayın, bir telefon bir hayat kurtarabilir ya da değiştirebilir.
Aile İçi Şiddete Son Detaylı Bilgi
Birazdan görecekleriniz herhangi bir ev eşyası değil.İlginç USB belleklerden sonra şimdi de ilginç şekillerde hoparlörler tasarlanmış.Kimi taş şeklinde, kimi ayıcık...Ama hepsi de oldukça güzel bir tasarıma sahip.İşte en ilginç 10 hoparlör...
Bugün itibariyle eski temamı değiştirmiş bulunuyorum.Mart ayı itibariyle kullandığım Zinmag Primus temasından son 1 ay içinde gittikçe soğumamın ardından, tema arayışlarına girdim.2 Günlük bir arayıştan sonra zaten ortalıkta adam gibi bir blogger teması olmadığı için Revolution Crunch temasına geçmek zorunda kaldım diyebilirim.
Blog'un sloganı bundan böyle 'YAŞAM İÇİN 4 ELEMENT' oldu.Vazgeçemediğim 4 şey yani Televizyon, Gazete(MEDYA), İnternet ve Blog konuları bundan böyle ALPER ER BLOG'a hakim olacak.Logo'da idarelik.Biraz aceleye geldiği için daha sonra oturup daha usturuplu birşeyler yapacağım.Eğer varsa bir eksiğim, veya öneriniz lütfen belirtin.Şimdilik bu kadar.Görüşmek üzere.
Pop'un kralı Michael JACKSON, dün akşam hayatını kaybetti.Gençliği zamanında birçok skandallara gündeme gelen ünlü Popçu doktorların 1 saat boyunca süren müdahalesine rağmen kurtarılamadı.Son zamanlarda kendisinin Müslüman olduğu hakkında haberler de yer almıştı basında.Jackson'ın ölüm nedenininse kalp krizi olduğu belirlendi.Michael Jackson ve Britney Spears'ın birlikte verdikleri konserden görüntüler:
Link:

Suriye sınırındaki mayınların temizlenmesine ilişkin kanun tasarısının meclisten geçmesinin ardından bu bölgeyi hangi firmanın temizleyeceği merak konusu oldu.Ana Muhalefet bu bölgenin temizlenmesini İsrail'li firmanın üstleneceği endişesiyle Anayasa Mahkemesine dava açacağını açıkladı.Mayınları temizleyecek olan firma henüz belli değil ancak bu mayınların temizliğine talip olan Türk firması Pekkan Şirketler Grubunun Başkan Yardımcısı Adnan Volkan Pekkan Suriye sınırındaki mayınlı arazide en az 4 trilyon dolarlık petrol rezervi bulunduğunu öne sürüyor.
Yurt dışında Specialist Gurkha Services Şirketi ile ortak anti tank, anti personel, mayın arama, tarama, imha etme ve patlamamış mühimmatların imhası projelerini yürüten Pekkan Şirketler Grubunun Başkan Yardımcısı Adnan Volkan Pekkan, mayın temizleme konusunda toplumda bilgi kirliliği oluştuğunu söyledi.
Suriye sınırındaki mayınların temizlenmesi konusunda 7 yıl önce Genelkurmay Başkanlığı tarafından çağrıldıklarını ve brifing verdiklerini anlatan Pekkan, Türk şirketi olarak bu işe talip olduklarını belirtti.
PEKİ MAYINLAR NASIL TEMİZLENECEK?
Mayın Temizleme işlemi 4 aşamadan oluşuyor.
- İlk aşamada mayınların yerlerini tespit etmek için özel donanımlı helikopterlerle arazinin mayın haritası çıkarılıyor.
- İkinci aşamada araziye özel donanımlı mayın temizleme araçları sürülüyor.
- Üçüncü aşamada özel eğitimli köpekler ve uzmanlar teknik cihazlarla araziyi tarıyor.
- Son aşamada da helikopterler yeniden arazinin üzerinden geçirilerek mayın kalıp kalmadığını kontrol ediyor.

Küresel ısınmaya karşı çevreci hareketlerin ön plana çıktığı dünyada, çevreci hibrit otomobil pazarı genişlerken Kyoto Sözleşmesi'ne imza atan Türkiye de modaya uydu. Murat Günak tarafından tasarlanan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın deneme sürüşü yaptığı hibrit otomobil, hükümeti harekete geçirdi.
HİBRİT ARAÇ NEDİR?
HEM elektrikli motor hem içten yanmalı motor ile tahrik edilen bir sisteme sahip olan araçlardır. Özellikle düşük hızlarda ve kalkışlarda elektrik motoru ve buna bağlı olan bir pil sistemi ile çalışan, yüksek performans istenildiği ve pilin şarjının belli bir seviyeye düştüğü zamanlarda ise içten yanmalı motor devreye girerek ek güç sağlar.
Bu tip araçlarda en büyük avantaj yakıt tüketiminin ve emisyon değerlerinin çok düşük olmasıdır. Daha hafif ve aerodinamiktir. Lastikler çekişi kaldırmak için daha serttir ve daha fazla şişirilmişlerdir.
İşte Hibrit'ten kareler...

İstanbul'un şirin ilçesi Şile, yepyeni bir mekana kavuştu. İlçenin en gözde yerindeki cafe - restoranta Necati Şaşmaz ve Kurtlar Vadisi ekibinin tüm kadro katıldığı açılışla Şileliler'in ve turizmin hizmetine girdi.İşte geceden fotoğraflar...

Hatırlarsanız bir ara bir tartışma oturmuştu ülke gündemine.Türkiye Malezya veya İran olur mu diye...Şimdi de ortaya şu çıkıyor; Türkiye Belçika olabilir mi? Belçika'nın ilk Başörtülü ve Türk milletvekili Mahinur Özdemir, mecliste yeminini etti ve milletvekilliği görevine başladı bile.Utansak mı sıkılsak mı bilmiyorum.Bir Türk vatandaşı, taa Belçika'da daha önce hiçbir başörtülü kişinin girmediği meclise giriyor ve milletvekili koltuğuna oturuyor.Ama kendi ülkesinde Laiklik bahanesiyle maalesef meclise milletvekili olarak giremiyor.Yazık ki ne yazık.Ulu önder bu günleri görseydi hakikaten hiç te mutlu olmazdı diye düşünüyorum.
Hep o dizilerde, Tv programlarında rengarenk boyalı ünlü bayanları görüp, içimizi geçirip dururuz ve deriz ardından 'ah ulan şu karı benim olacaktı' diye.Her erkeğin şüphesiz hayranı olduğu veya hoşuna giden bir ünlü vardır mutlaka.Peki o hayranı olduğunuz kadının makyajsız halini gördükten sonra yine aynı duygular kaldı mı içinizde? En iyisi resimlerini gösterelim sonra karar verin.Hadi Bülent Ersoy'u , Tuğba Özay'ı, Hülya Avşar'ı makyajsız görmeye alışığız.Peki ya Aşk-ı Memnu'nun Bither'ine ne demeli?Siz siz olun hiçbir zaman dış görünüşe aldanmayın.Nasreddin Hoca bile boşuna dememiş, Ye Kürküm Ye diye...
Pana Filmi bugün yaptığı bir açıklamada Show Tv ile aralarındaki sözleşmenin bitmiş olmasından dolayı, yeni sezona hangi kanalla devam edeceğinin henüz netlik kazanmadığını belirtti.Hatırlarsanız geçen sezon ara verdiğinde bu tartışmalar yine olmuş ve birçok haber siteleri kulaktan duyma bilgilerle şu kanal bu kanal diye yırtınmıştı.Gerçek bilgi ve gelişmelerin yalnızca www.kurtlarvadisi.com adresinden duyurulacağını bildiren Pana Film'in duyurusu ise şu şekilde:Kurtlar Vadisi Pusu dizisinin Show TV ile sözleşmesi sezon sonu itibariyle sona ermiştir. Kurtlar Vadisi Pusu’nun yeni sezonda hangi kanalda yayına devam edeceği henüz netlik kazanmamıştır.
Kurtlar Vadisi Pusu’nun yayın kanalıyla ilgili, Pana Film’in yetkilileri tarafından yapılan resmi açıklamalar dışındaki söylentilerin dikkate alınmamasını, gerçek bilgi ve gelişmelerin resmi internet sitemiz www.kurtlarvadisi.com’dan takip edilebileceğini basına ve kamuoyuna saygıyla duyururuz.
Pana Film
Ünlü komedyen Cem Yılmaz, bu kez de Türk Sanat Müziği seslendirmiş.Yazının devamında Safiye Aylan'ın söylemiş olduğu Ah Bu Gönül Şarkıları adlı TSM müziğini Cem Yılmaz'ın sesiyle dinleyebilirsiniz..

Golcü Hakan Şükür'ü herkes çok iyi tanıyor ama baba Hakan Şükür nasıl biri?
Ben babam gibi değilim açıkçası. Çocukluğumdan hatırladığım kadarıyla biraz daha disiplinli ve sertti. Ben de disiplinliyim ama çocukların şımarmasını severim. O duyguyu yaşamaları gerektiğini düşünürüm. Bazen onlarla çocuk oluyorum. Aslında babamın bizi ne kadar iyi yetiştirdiğini şimdi anlıyorum. Başarılı bir insanım. İleride bulundukları mevkide başarılı olmak için neler yapmaları gerektiğini anlatabilecek bir babayım.
Büyük kızımın oyun anlayışı farklıdır. Biraz daha hareketlidir. İçinde sporun olduğu, daha sert oyunları sever. Belki de benden kaynaklanıyor. Zeynep ve Buse futbol sahalarında büyüdü zaten. Ama Buse sakindir. Masa başında hamurlarla oynar, evciliği de çok sever.
Evcilikte size hangi rolü veriyorlar?
Yine baba oluyorum tabii ki... Zaman zaman Buse'nin çocuğu oluyorum. Annesinden gördüğü modeli bana uyguluyor. Yemeğini yiyeceksin, yemezsen yerinden kalkmayacaksın diye uyarılar alıyorum...
Evcimen bir baba mısınız?
Evet, evde vakit geçirmeyi ailecek çok seviyoruz ama çocuklarımın biraz da dışarıda olmalarını istiyorum. Eşim zaman zaman 'hep çocuklarla mı ilgileneceksin, bana da vakit ayır' diye sitem eder.
Çocuklarınız hayatınızı ve futbol kariyerinizi nasıl etkiledi?
Çok olumlu etkiledi. Hassas bir insanım. Duygusal yönüm biraz farklıdır. Evliliğimizin ilk dönemlerinden itibaren hep çocuğum olsun istedim.
Neden?
Futbolda genelde çok ağır durumlara maruz kalan bir oyuncu olduğum için çocuk bana birçok şeyi unutturur diye düşündüm. Hakikaten de öyle oldu. Bilhassa medya üstüme gelmeye başlayınca çocuklarıma bir sığınak gibi baktım. O dünyanın olumsuz etkilerini dağıtan birer tat olarak gördüm. Çocuk istememin başka bir nedeni de onların doğallığı ve saflığıydı.
Röportajın Devamı...

REYTİNG ÜÇKAĞIDI YAPMA PSİKOLOJİSİ
"Bir dakika buna dava açılabilir diye daha net söylemem lazım. Bu reyting üçkağıdı yapma psikolojisini kasdediyorum. Reyting üçkağıdı yapma psikolojisini. Bu insanlar reyting üçkağıdı yapma psikolojisine mi saplanıyorlar? Güzel! Savcının karşısındayım; 'Siz bunlara üçkağıtçı dediniz mi?' diye soruyor. 'Hayır efendim. Ben dedim ki, reyting üçkağıdı yapma psikolojisine mi saplanıyorlar' dedim'. 'Yani?' 'Yani şunu dedim, reytingde bir takım incelikli ayarlarla sonuca ulaşmaya çalışabilirsiniz. Buna reyting üçkağıdı denir televizyon dilinde'."
YASAKLANMASINA RAĞMEN YAPIYORLAR
RTÜK'ün yasaklamasına rağmen programların kısa aralıklarla bölünüp reklam alınmasına da tepki gösteren Bayülgen, "Programı böldün. Artık böl böl böl, neredeyse 20 dakikaya, 30 dakikaya bölüyor. Bunun da şöyle bir açıklaması var: 'Daha çok reklam alıyoruz!' Alma! Nasıl olsa, nereye verecek reklamcı reklamını...Tabi ki reklam verecek. Bunların hepsi yalan dolan..." şeklinde konuştu.
DAHA NE KADAR DEVAM EDECEK?
'Bir Şarkısın Sen' programının çocukları sömürmesiyle ilgili eleştirisini sürdüren Okan Bayülgen, "Para kazanmak, daha ne kadar bu çocukların sırtından devam edecek? Daha ne kadar çocukların sırtından para kazanılacak?" diye sordu ve olası dava açılma ihtimali için de şu sözleri sarfetti: "Savcı soruyor: 'Çocukların sırtından para kazandığınızı söylemişsiniz'. 'Evet efendim, çünkü çocuklar kullanılıyor, istismar ediliyorlar bu program için.'"
"HANİ ŞARKILAR OYLANACAKTI?"
'Bir Şarkısın Sen' programı yayına başlarken sadece şarkıların oylanacağı ifadelerine de gönderme yapan Bayülgen, programın geçen hafta ekrana gelen bölümünde, şarkı söyleyen küçük kızın annesi ile buluştuğu duygusal sahneleri hatırlattı.
Okan Bayülgen, "Çocuklar annelerle buluşturuluyor falan. Hani şarkılar oylanacaktı? Bu kadar enteresan şeye ne gerek var? Annesi geliyor, sarılıyor, hep beraber ağlıyoruz. Niçin ille dramatize ediyoruz? Niçin ille kan çıkaracağız, gözyaşı çıkaracağız? Niçin? Ne ihtiyacımız var? Müthiş çocuklar var orada. " dedi. Bayülgen, programın sunucuları Erol Evgin ve Pınar Altuğ için de "Sunucuları da gayet edepli, terbiyeli, saygıder insanlardır" diye konuştu.
"NİYE YAPIYORLAR BUNU ANLAMIYORUM!"
Para kazanmak için çocukların istismar edilmesini sert bir şekilde eleştiren ve tepki gösteren Okan Bayülgen, "Niçin buna ihtiyaç duyuyorsunuz? Biraz daha para kazanmak için mi? Ne yapacaksın o parayı ya? Niçin çocuklarımızı istismar ediyorlar?" diyerek sözlerini sürdürdü.
Geçen hafta outdoor ledlerle (ışık sistemi) ilgili uyarılarını da yineleyen Bayülgen, "Niçin o outdoor ledlerle çocuklarımızın epilepsilerini ortaya çıkarıyorlar, kriz geçirtiyorlar ya? Deli olacağım! Burada göstermiyorum özellikle. Niye yapıyorlar bunu anlamıyorum" diyerek sesini yükseltti.
"BU İNSANLARI UYARIN"
Sözlerinin sonunda RTÜK'e seslenen Okan Bayülgen, bir çağrıda bulunmayı da ihmal etmedi ve şöyle konuştu:
"Yarın bakacağım reyting listesine ve RTÜK'e buradan sesleniyorum. Bu Çocuklarımızı istismar eden ve reyting ile oynamak için televizyon etiği dışında hareket eden ve daha önce uyarmanıza rağmen. Bu insanları uyarın. Bunun peşini takip edin!"
20 Haziran 2009 Cumartesi Günü Reytingleri
Okan Bayülgen umarım yine çok kızacak çünkü Bir Şarkısın sen programı yine ilk sırada.Bu arada Okan Bayülgen'in programı ise oldukça dibe vurmuş ve 34.sıraya girmiş.İlk 5 şöyle:
1 BIR SARKISIN SEN. (PERFORMANS) ATV 8,09 31,49
2 AKASYA DURAGI KAND 5,42 21,99
3 BIR SARKISIN SEN. ATV 4,92 21,61
4 BIR SARKISIN SEN. (KARAR ANI) ATV 4,2 27,47
5 HANELER KAND 3,52 13,22
ABD Başkanı Obama ustaca avladığı sinekten sonra, bu kezde mizahi bir vidyoya malzeme olmuş.Tüm ülkeye karanlık çöktüğünde,Uzaklardan tek bir ses geliyordu:"Evet başarabiliriz"... şeklinde başlayan vidyoda Obama süper kahramana benzetilmiş ve bütün sorunları çözen biri imajı verilmiş.İşte o vidyo...

- Türk : Avşar, Yörük, Manav, Türkmen, Tahtacı, Kıpçak, Tatar, Nogay, Pomak, Kırgız, Karapapak, Terekeme, Gacal, Azeri, Özbek, Harzem, Çepni, Oğuz, Kırımçak, Karaçay, Balkar, Kazak, Kumuk, Karakalpak, Uygur, Ahıska, Muhacir, Gagavuz, Salurlu, Yerli, Pallık, Dadaş, Gakkoş, Efe, Aydınlı, Abdal, Aşiret, Sıraç, Nalcı, Çaylak, Teber, Beydili, Barak, Şirvan, Karabağlı, Şaman, Şamlı, Torbeş, Patriot, Ortakçı, Amuca, Bedrettinli, Karamanlı, Kırım Tatarı, Kazan Tatarı, Başkırt, Yakut, Hazar, Karakeçili, Sarıkeçili, Karakoyunlu, Akkoyunlu, Torlak, Kasap, Kıvırcık, Kızılbaş, Peçenek, Göçmen, Çıtak, Eybek, Zeybek, Sancaklı, Dobrucalı, Afgan Türkü.
- Boşnak: Bosnalı, Sancaklı.
- Arnavut: Şiptar, Toska ve Gega
- Zaza: Zaza, Dimili,
- Gürcü: Acar, Kartveli, Kart, Melaşvili, Gurian, İngilo
- Çerkez: Abhaz (Kavimleri: Aşıwua, Aşkarıwua, Apsuwa) , Adige (Kavimleri: K'emguy,Yegerukay, Abadzeh, Şapsığ,Hak'uç, Hatukay, Natuhay, Kabardey, Besleney, Mahoş,Mamhığ, Bejduğ, Jane), Ubıh, Dağıstanlı (Kavimleri Avar, Lezgi, Dargi, Lak), Çeçen, İnguş, Oset
- Süryani: Türoyo, Qıltu, Mlahsö
- Roman : Rom, Çingene, Poşa
- Yezidi: Ezidi, İzdi, Azidi, İzid, Izdi, Darsın, Rasni
- Kürt: Kurmanc, Sorani, Gorani
- Arap
- Laz
- Hemşinliler
- Ermeni
- Yahudi
- Rum
- Nasturi
- Keldani
- Bahai
- Sudanlı
- Leh
- Rus
Şimdi de aralarında Türk firmalarıda bulunan 4 araştırma firmasının sonuçlarına bakalım.Bazı firmaların çok abartılı rakamları var yani bunlar tam olarak kesin bilgiler değil.Tablo, ülkede çoğunluğu olan grupların nüfuslarını belirtiyor.
Ben köken olarak Türk'üm.Ama ne Türk'ü olduğumu bilmiyorum.Ve maalesef ülkemizde bunu araştırmaya yönelik devletin verdiği interaktif bir hizmet yok.Ancak duyduğuma göre Nüfus Müdürlükleri'nde Baba tarafından Osmanlı yada Cumhuriyet tarihlere kadar soy kütüğü bulunulabiliyormuş.Belki buradan yola çıkılarak köken sınıfları bulunabilir...
Şimdi de gelelim dini gruplara.Ülkemizde en çok kökene sahip dini grup İslam dininin Hanefilik mezhebi.Araştırma sonuçlarında, İslam, Hristiyan ve Musevi gruplar haricinde dikkatimi çeken Yezidi adında dini bir grup var.Din, Ortadoğu'dan yayılmış ve dinin mensupları yani bu kürtler ağırlıklı olarak Musul'da yaşıyormuş...
Benim topladığım bilgiler bu kadar.Umarım etnik grup nüfusları hakkında bazı soru işaretlerinize cevap olmuştur.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, TRT Kapsamında yürütülen bir projede için oyunculuğa hazırlanıyor.Cumhurbaşkanı Gül mesajını, ulusal ve yerel televizyonlarda yayımlanacak bir spot filmle vatandaşlara iletecek.2008'den beri çalışmaları yürütülen filmin konusu ise şöyle...
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, İçişleri Bakanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğü'nce yürütülen "Trafik Güvenliğinde Yeni Açılımlar, Hedefler ve Çözüm Projeleri'' kapsamında vereceği mesajla trafikte toplumsal duyarlılıkların artırılmasına dikkati çekecek.
2008'de başlayan proje kapsamında, bilgilendirme çalışmaları yıl boyunca ulusal ve bölgesel televizyon kanallarında yayımlanmak üzere TRT tarafından birer dakikalık spot filmler çekiliyor.

Taraf Gazetesi'nin İrtica Planı manşetinden sonra gözler hem TSK'ya, hem AK Parti'ye, hemde Gülen cemaatine çevrildi.Genelkurmay 2 açıklama yaptı ve "TSK, bu zihniyetteki kişileri içerisinde bulundurmaz" dedi.Başbakan, parti adına dava açılacığını, davanın kuruma değil, sorumlulara yönelik olduğu şeklinde konuştu.Gülen cemaatinde ise, cemaatin basın kolları, böyle bir planın doğru olabileceği üzerine giderken, Fethullah Gülen'de Ordu'yu yıpratmak amaçlı olabileceği düşüncesini savunuyor.Ortaya atılan bu iddialar elbette medyada geniş yer buldu.Ancak bazı medya kuruluşları, bu iddialara adeta sessiz kalmakla yetiniyor.
Rapor'un ikinci maddesi aynen şöyle:
Ergenekon Davası'nda sanık konumundaki emekli ya da muvazzaf askerlere sahip çıkılacağı belirtilen planda "Sözkonusu TSK personelinin masum olduğu, irticayla etkin şekilde mücadele ettikleri için üzerlerine iftira atıldığı şeklinde haberler yaptırılacak, gerekli hassasiyet sağlanacak" deniyor.
Bugün bunu yapan medya organlarını rahatça görebiliriz."Aman paşamızı saat bilmem kaçta evinden aldılar", "Aman paşamıza bilmem ne yaptılar" tarzında haberler yapılarak Hükümet yıpratılmaya çalışıldı.Bu haberi yapanlar da Türkiye'nin en çok izlenen ve okunan yayın kuruluşlarıdır.Bu maddeyi uzatmayacağım zaten yazarın teki de söyledi bunu Halk okuyor, izliyor ama oya gelince atmıyor diye.Eğer halkımız dendiği gibi dağdaki çoban olsaydı, hükümetin vaatlerinden değil, önce o basın kuruluşlarından etkilenirdi.Taktir halkın.Kimse İşçi Mehmet Ağa'nın, Çiftçi Ahmet Ağa'nın tercihine karışamaz, laf söyleyemez.
Benim dikkatimi çeken bir nokta da Kurtlar Vadisi Pusu'nun imajının kirletilmesi hakkında olan raporun 4.maddesiydi.Onda da aynen şunlar yazıyor:
Ordunun eylem planında Kurtlar Vadisi dizisi, Kollama ve Tek Türkiye benzeri dizilerin kamuoyunu yanlış yönlendirdiği ifade ediliyor: "Bu diziler hakkında olumsuz haberler yaptırılarak her üçünün de kamuoyundaki güvenilirliğinin yitirilmesi sağlanladılır."
Bu hususta Vadi'yi her kötüleyen kişilere de aynı bakış açısıyla yanaşmamamız gerekiyor aslında.Çünkü diziyi eleştiren ya da bu plan kapsamında imajını zedelemek isteyenleri ayırt etmek zor olsa gerek.Mesela planı ortaya çıkaran, Taraf Gazetesi'nin bir yazarı Rasim Ozan Kütahyalı, Kurtlar Vadisi'nin Ergenekon Örgütü'nün medya yapılanması olduğunu iddia etmişti.
Henüz iddiaları tazeliğinden ötürü kesin yargılarla yaklaşmak zor.Ben sizlere dikkatimi çeken meddelerden ve bazı süphelerden bahsettim.Artık taktir sizin.

Daha önceleri günlük ortalama 35-27 bin civarlarında satan gazete, hayli yükseleerek tirajını 47 binlere çıkarmış durumda.

BEN DE HAYRET EDİYORUM
Bahçeşehir Üniversitesi Sosyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Nilüfer Narlı da bu duruma çok şaşırdığını söylüyor. ‘Etrafımda o kadar çok kişi bu diziyi inanarak izliyor ki hayret ediyorum’ diyen Narlı şöyle devam ediyor: ‘Ama şu da bir gerçek ki diziyi izleyenler arasında hiçbir sınıf farkı yok. Bence bunun sebebi birçok insan dizideki olayların Türkiye’deki siyasi olayların yansıması olduğunu düşünmesi. Çünkü Kurtlar Vadisi’ndeki olaylar Türkiye’de yaşananlarla örtüşüyor. Dolayısıyla da bu durum insanların ilgisini çekiyor.’
Hal böyle olunca Türkiye’yi ekran başına kilitleyen dizinin ünlü müdavimleriyle konuştuk. Diziyi neden sevdiklerini ve yakınlarına neden tavsiye ettiklerini sorduk. İşte yanıtları...
Nikita dizisi gibi Kurtlar Vadisi’ni de kaçırmıyor
Zaman Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ekrem Dumanlı Kurtlar Vadisi’ni kaçırmıyor. Bu tarz dizileri sevdiğini belirten Dumanlı, Baba filmleri, Sopranos ve Nikita gibi dizileri izlemekten hoşlandığını söylüyor. Kurtlar Vadisi’nin ise Türkiye’ye özgü yerli yanları olduğunu düşünen Ekrem Dumanlı şöyle devam ediyor: ‘Bir kere senaryo dinamik, karakterler sağlam, kurgu değişken, sürprizlere açık. Zaten öyle olmasa her sezon zirvede kalamazdı. Mesela bazı karakterler diziyi basit bir şiddet kurgusu olmaktan çıkarıyor. Ömer Baba’nın söyledikleri bilgece sözler. Nazife Anne, ortalama bir Türk annesi, Hikmet sokaktaki deli-dolu genç adam. Polat üzerine konuşmaya gerek bile yok. Orta Asya’da ne kadar çocuğa Polat adı verilmiş, ona bakılsa bir anlam çıkar herhalde.’
Bu tür dizilerin alt kültüre hitap ettiğini düşünenlere katılmadığını da belirten Dumanlı ‘Meşhur Nikita filminden esinlenerek yıllarca yayınlanan Nikita dizisinde de operasyonel bir güç için çalışan bir kahraman var ve merakla izleniyor. Bizde de bazı bölümlerdeki şiddetin dozuna dair eleştirilere kulak verilmeli. Şiddetin özendiriciliğinden kaçınmak şart’ diyor.
Türkiye’nin tek esaslı yapımı
Kurtlar Vadisi’ni son bir yıldır soluksuz takip ettiğini söyleyen yazar Alev Alatlı, dizinin Türkiye’de esasa dönük tek dizi olduğunu söylüyor ve ekliyor: ‘Her bölümü ilgi çekici. Bu yüzden de her perşembe diziyi mutlaka izliyorum. Bunu açıkça söylüyorum fakat izleyip de izlemiyorum diyenleri de anlamam.’
İzleyip de ‘İzlemiyorum’ diyenleri kınıyorum
‘İşim yoksa Kurtlar Vadisi’ni kaçırmadan izliyorum’ diyen Kadir Çöpdemir, dizinin senaryosunun çok güçlü, karakterlerin ise kuvvetli olduğunu söylüyor. ‘Tüm ekip Türkiye’ye dair daha önce yapılmamış büyülü bir iş yapıyorlar’ diyen Çöpdemir şöyle devam ediyor: ‘Ülkeye dair akıllı ve yetenekli insanlar muhteşem bir iş yaptılar. Milyonlarca izleyeni var ama izleyip de izlemiyorum diyenleri kınıyorum. Nesinden utanıyorlar anlamıyorum. Ben gerçekten dizinin gerçekten müdavimiyim. Ayrıca kendimi her zaman mizaha yakın hissettim ve dizide bu var. Muro, Güllü, Tuncay ve Abidin çok güçlü mizah karakterleri...’
Eve kaçmak için bahanem hazır: Midem bulanıyor
Yayınlandığı ilk günden bu yana Kurtlar Vadisi’nin fanatiği olduğunu söyleyen karikatürist Hasan Kaçan ‘Birinci bölümünden itibaren dizinin kurgusunun senaryosunun çok büyük hayranıyım’ diyor. Kaçan’ın dizi hakkındaki yorumu ise şöyle: ‘Mutlaka yayın gününü ve saatini beklerim. O heyecanla seyretmeye bayılırım. Dolayısıyla da perşembe günleri işimiz ya da toplantımız varsa mutlaka kaytarmak için dümen bulmam gerekiyor. Ya başım ağrır ya midem bulanır... Dizi benim için bir bütün. Dolayısıyla tüm karakterlere bayılıyorum. Ayrıca sürekli yenilenmesi ve gündemi işlemesi de beni çok çekiyor.’
Dizinin çok sıkı takipçisiydi oyuncusu oldu
Şarkıcı Neco da diziyi ilk başladığı günden itibaren kaçırmadan seyredenlerden: ‘Türkiye’de şimdiye kadar bu türde yaşadığımız ortamın siyasal boyutlarına intikal eden konuları içeren bir dizi ya da film yapılmamıştı.’ Neco’nun dizinin büyük hayranı olduğunu bilen yapımcılar ona sevdiği yapımda oynaması için rol bile teklif etti. Neco ‘Türkiye’nin yakın tarihini okuyan araştıran biri olarak bu tarz olayların görselliğe taşınması çok ilgimi çekti. Bu yüzden merakla ve heyecanla seyrediyorum. Eğer işim çıktıysa da evde videoya kaydediyorum. Döndüğümde de saatin kaç olduğu umurumda değil oturup seyrediyorum. Ayrıca böyle müdavimi olduğum bir dizide rol almaktan dolayı da çok mutluyum’ diyor.
Evdeysem kaçırma
Damat Tween’in Yönetim Kurulu Başkanı ve eski İstanbul Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği Başkanı Süleyman Orakçıoğlu işlerinin yoğunluğundan ve sürekli yurtdışı seyahatlerinden dolayı diziyi takip edememekten şikayetçi. Orakçıoğlu ‘Filmini de merakla izlemiştim’ diyor.
Olaylar ilginç
Türkiye İhracatçılar Meclisi eski Başkanı ve işadamı Oğuz Satıcı ise vakit buldukça diziyi izleyenlerden. İş toplantılarından dolayı sık sık izleyemese de işi olmadığında perşembe günleri plan yapmadığını ve diziyi izlediğini söyleyen Satıcı ‘Dizideki esrarengiz olayları seviyorum’ diyor.

Gündem son 2 gün içinde yine çalkanalanmaya başladı.Gündemin en önemli olayı da Taraf Gazetesi'nin dünkü sayısında, 'AKP ve Fethullah Gülen'i Bitirme Planı' başlığı altında haberiydi.Taraf Gazetesi, Ordu'nun, AKP'yi ve Gülen cemaatini İslam Devleti kurma çalışmalarından dolayı tehdit görerek, çeşitli planlarla yok etmeye çalıştığı'nı iddia etti.Akşam saatlerinde ise Genelkurmay'dan Taraf'a bu haberle ilgili yayın yasağı geldi.Bugünse Taraf, yine Genelkurmay ile ilgili cesurca bir manşet attı ve 'Genelkurmay utanmıyor mu?' dedi.
Taraf'ın bu başlığı atmasının sebebi ise, Taraf Gazetesi'nin sahiplerinden birin ailesindeki bir bayanın Genelkurmay tarafından dinlendiğiydi.Taraf, daha önce hiçbir gazetenin vermemiş olduğu bu tepkiyi resmen Genelkurmay'a sert bir manşetle duyurdu.Manşetin ayrınsını yazan Ahmet Altan aynen şunları belirtmiş:
Önceki gün polisler geldi. Başar Arslan’ı buldular. Savaş Arslan’la birlikte Alkım Yayınları’nın ve Taraf Gazetesi’nin sahibi Başar. Bir tutanak imzalattılar. Tutanakta şöyle yazıyordu: “Genelkurmay Başkanlığı Askeri Savcılığı’nın 10.06.2009 tarih ve 2009/406-259 soruşturma sayılı yazısı ile ALKIM Basın yayın Tic. LTD. Şti. (Taraf Gazetesi) sahibi Başar Arslan adına kayıtlı olduğu belirtilen ancak fiilen kimin tarafından kullanıldığı bilinmeyen 0533...... numaralı hattın kim tarafından kullanıldığı tespit edilerek, bu şahsın 24.06.2009 tarihinde ifadesine başvurulmak için Genelkurmay Başkanlığı Askeri savcılığında hazır bulunmasının aksi halde zorla getirileceğinin tebliği...” Alkım Yayınları zamanında, numaraları birbirini takip eden bir seri telefon almış. Bu telefonlar Arslan ailesinin fertlerine ve şirket yöneticilerine dağıtılmış. Polisler geldiğinde Başar o numaranın kime ait olduğunu çıkartamamış hemen. Ama sonra anlaşılmış ki bu numara aileden bir “hanıma” ait. Genelkurmay, Taraf Gazetesi’nin sahiplerinin ailesinden bir hanımı izliyor. Siyasetle hiç ilişkisi bulunmayan genç bir hanım bu. Bana sorarsanız, tam anlamıyla bir rezaletle karşı karşıyayız. Birincisi, o telefonların hepsi Alkım Şirketi’nin. Taraf Gazetesi ise Alkım Şirketi’nin sahipleri tarafından kurulmuş başka bir şirket. Tutanakta “Taraf Gazetesi”nin adı ne arıyor? Bu birinci ve en masum soru. Genelkurmay, “savcılığa ifade vermeye çağıracak” kadar yakından izlediği bir telefonda konuşanın kim olduğunu bilmiyor mu ki bunu Alkım’ın ve Taraf’ın sahibine soruyor? Genelkurmay, Taraf Gazetesi’ni çıkartan insanların ailesini neden dinliyor? Dinlemiyorsa neden bu telefonun sahibine çağrı gönderiyor? Yok, eğer o hanımı dinlemiyorlardı da, o “dinlenen biriyle” konuştuysa, o dinlenen kim? Hangi nedenle dinleniyor? İster kendisi dinlensin, isterse “dinlenen biriyle” konuşsun, bu konuşma bir “suç örgütünün” eylemleriyle ya da planlarıyla ilgili değilse hangi nedenle ifadeye çağırılıyor? O hanımın bir suç örgütünün mensubu olduğuna mı inanıyorlar? Buna inanıyorlarsa, bu inançlarının kanıtı ne? Eğer o hanımın bir suç örgütünün parçası olduğuna inandılarsa, durumun bu kadar ciddi olduğunu düşündülerse, onun kimliğini neden “resmî” yollardan belirlemediler de Başar Arslan’a soruyorlar? Ortada ciddi bir durum varsa, hiç kimseye hissettirmeden izlemeleri gerekirdi. Ortada ciddi bir durum yoksa, asla izlememeleri ve kimseyi rahatsız etmemeleri gerekirdi. Yaptıkları, ikisine de uymuyor. O zaman ne yapmak istiyorlar? Polisler bu tutanağı getirince ben Ankara temsilcimiz İsmet Demirdöğen’e rica edip, Genelkurmay Askerî Savcılığı’nı ve Basınla İlişkiler Dairesi’ni arattım. Böyle bir yazıyı yazmadan önce kendilerine bu “tutanağın” nedenini soracaktım. Tahmin edeceğiniz gibi cevap vermediler. Rahatça polis gönderiyorlar, bu işlerle hiç ilgisi olmayan bir hanımı izlemeye alıyorlar ama cevap vermiyorlar, açıklama yapmıyorlar. Çünkü onlar bu memleketin efendileri, canlarının istediğini yaparlar. İstediklerini dinlerler, istediklerini ifadeye çağırırlar. Gazetenin avukatı Ergin Cinmen’le de konuştum. Bir telefonun hangi şartlarda dinlendiğini sordum. Ancak şu suçlarla ilgili telefon dinlenmesine karar verilirmiş: “İnsan ticareti, kasten öldürme, uyuşturucu madde imali ve ticareti, parada sahtecilik, fuhuş, suç işlemek için örgüt kurma, ihaleye fesat karıştırma, rüşvet, kara para aklama, silahlı örgüt kurma, casusluk, kültür ve tabiat varlıklarını koruma kanununa muhalefet.” Şimdi, Genelkurmay, o hanımın bu suçlardan birini işlediğinden kuşkulandığı için mi onu izlemeye alıp ifadeye çağırdı? Ortada böyle bir suç yoksa, Genelkurmay, muhalif bir gazetenin sahiplerinin ailesini takibe almayı ve rahatsız etmeyi nasıl açıklayacak? Bakın, biz askerin siyasetten çekilmesini, muhtıralar vermemesini, andıçlar yazmamasını, iftiralar atmamasını isteyen bir gazeteyiz. Bunun bedelini de öderiz. Savcılıklardan kâğıtlar gelir, mahkemelere gideriz, yargılanırız. Sesimizi de çıkarmayız. Ama her işin bir “raconu” var. “Aile” bu tür işlere karıştırılmaz, bu ayıptır. Mafya bile yapmaz bunu. Mücadeleyle ilgisi olmayan insanlar, hele kadınlar rahatsız edilmez. Özel hayatlar, mücadelenin dışında tutulur. Bizim gazetemizin temel ilkelerinden biridir bu. Biz kimsenin ailesine, çoluğuna çocuğuna, özel hayatına dokunmayız. Bir ülkenin Genelkurmay’ının da en aşağı o ülkenin bir gazetesi kadar ilke sahibi olmasını bekleriz. Şimdi Genelkurmay’a soruyorum. Neden muhalif bir gazetenin sahiplerinin ailelerini dinliyorsunuz? Neden genç bir kadını rahatsız ediyorsunuz? Bu gazeteyi, bir kadını rahatsız ederek mi korkutmaya çalışıyorsunuz? Askerliğe sığıyor mu bu, mertliğe sığıyor mu? Ve, son soru. Siz bunları yapmaktan utanmıyor musunuz? Ahmet Altan |
|---|
Kurtlar Vadisi Pusu, muhteşem bir sezon finaliyle bitti.Aslında kimilerine göre çok saçmaydı bu bölüm çünkü hem hapishaneden tek başına kaçmak,hemde bir Başbakan'ın cami etrafındaki korumalarını geçmek, herhalde imkansız gibi birşeydi.Bu hususu film icabı diyip geçelim ve sezon finalindeki önemli olaylara gelelim.İşte sezon finaliyle Kurtlar Vadisi...

Önceki bölüm Erhan'ın Cevat tarafından polisin elinden kaçırılmasıyla son bulmuştu.Herkes Cevat'ın Erhan'ı yakacağını düşünüyordu ama düşünülen olmadı.Cevat, Erhan'ı esir tutulması için başka bir yere götürttü.Tabii Muro ve ekibi de Yıldırım'ın intikamı için Cevat'ın peşindeydi...

Memati gayri meşru çocuğunu ilk kez eline aldı :) Tam o sırada Polis Memati'yi de içeri aldı.Ömer baba ise çocuğun adına Ali Memati koydu.Valla bunların herbirinin çocuğu da olursa, bu Vadi bitmez :))
Son olarak Polat'ta Polis'lere teslim oldu ve diğerleri gibi nezarete girdi.2 Polis'in konuşmasını duyan Polat, Başbakan'a suikast yapılacağını anladı ve hapishaneden kaçmayı başardı.Ardından Başbakan'ın Cuma namazını kılacağı Cami'ye doğru yol aldı.

Namazdan önce Başbakan İskender'i ziyarete gitti ve kendisini Ulusal Güvenlik Müsteşarı görevinden bir süreliğine aldığını bildirdi.
Polat, Cami'ye tam zamanında yetişti.Cami çevresindeki korumaları ve polisleri etkisiz hale getirdi.İskender'in adamı tam Başbakan'ı vuracakken Polat onu vurdu, ancak bu kez Polat vuruldu.Yine o koruma bu kez Başbakan'ı vurdu.Anlayacağınız ortalık karıştı.Ve dizinin sonunda anladık ki Başbakan'ı vuran, Davut Tataroğlu'nun ziyaret ettiği o meçhul kişinin adamıydı.Yani kısaca Kurtlar Vadisi Pusu, bu sezonu da birçok soru işaretleriyle kapattı.
Recep İvedik'li Turkcell reklamlarına bir yenisi daha eklenmiş.Reklamda, cepten internet kampanyasını tanıtan İvedik, Afrika semalarında aslanlarla kurduğu muhabbetten bahsediyor.2 dakikalık bu komedi reklamı izlemenizi tavsiye ederim.Yazının devamında videoyu izleyebilirsiniz.
Dün akşam Ntv'de Okan Bayülgen'in sunmuş olduğu Sade Vatandaş isimli programı izledim.Program, genel olarak Türkiye'nin gündemine ışık tutan olayların konuşulduğu güzel bir yapım.Ve yine Okan Bayülgen'in birde Kanal D'de ekrana gelen Talk Show programı Disko Kralı'nı bilmeyen yoktur herhalde.Şahsen bende birkaç kere denk geldim ve biraz izledim.Ve sonuç olarakta bu 2 programdaki Okan Bayülgen'lerin birbirlerine tam zıt olduğunu farkettim.
İsterseniz biraz tanımlama yapayım.Disko Kralı'ndaki Okan Bayülgen, şımarık, soğuk, aşağılayan ve muhteşem esprili biri.Sade Vatandaş'ta ise Bayülgen'i mütevazı, cana yakın ve duyarlı biri olarak görüyoruz.Tabi bu programın formatına göre değişen birşey.Bu normaldir ama Bayülgen'in bu iki programını da böylesine güzel bir uyum içinde yürütmesi kendisinin ne kadar başarılı bir sunucu olduğunu gösteriyor.Kendisini bu konuda çok taktir ediyorum.
Vadi kaldığı yerden devam ediyor.Hatırlarsanız geçen bölüm, Cevat'ın Erhan'ı yakalamasıyla sona ermişti.Erhan ölecek mi? Fragmanda Polat Cevat'ın yerini basıyor ve büyük ihtimal Erhan'ı kurtaracaklar.Ama asıl bomba, İskender tarafından Başbakan'a suikast emri veriliyor ve Polat suikastçiyi arıyor.Tam o sırada Başbakan'ın koruması Polat'ı tehlike olarak görüyor 2 kurşun sıkıyor.İşte 63.Bölümün Fragmanı.

En çok izlenen Ana Haber programı sunucusu, halkın yanında, güvenilir, yolsuzlara karşı bire bir Uğur Dündar'ın da sonunda tüm foyası ortaya çıktı.Emekli İstanbul Jandarma İstihbarat Şube Müdürü Zeki Bingöl ve dönemin bakanı Saadettin Tantan adamlarından Soysal Algan arasında geçen konuşmanın görüntüleri internet ortamına düşmüş.Fazla söze ne hacet.Vidyomuzu izleyelim, görelim.
Konuşmaların tam metni ise şu şekilde:
Zeki Bingöl: Şimdi bunlar 11-11 pay ediyorlar. Ve şu kooperatifleri kurduruyorlar. Bunlar yasal düzenleme yapacaklar. Görünüş bu ama geliyor bunlar, buradan parayı Yakup alıyor. Öbürü satarsa Orhan alıyor. Anlatabildim mi?
Soysal Algan: Hımm…
Zeki Bingöl: Daha sonra Arena geliyor, tespit ediyor, filme alıyor burayı. Yayınlıyor. ‘Ne yapacaz' diyorlar. ‘Buradan iki blok yer vereceksiniz' diyorlar.
Soysal Algan: Arena Ekibi geliyor. Uğur Dündar geliyor…
Zeki Bingöl: Tabii tabii Uğur Dündar geliyor, ‘İki blok yer vereceksiniz buradan' diyor.
Soysal Algan: Uğur Dündar mı alıyor bunları?
Zeki Bingöl: Tabii tabii…
Soysal Algan: Tespitli mi bunlar?
Zeki Bingöl: Bunlar tabii. Tabii.
Soysal Algan: Saadettin Bey'e bunları aktarsana.
Zeki Bingöl: Ee onun için görüşelim diyorum bunları. Ondan sonra bunları satarken…
Soysal Algan: Uğur Bey'in aldığı tespitli mi? O çok zor olur, yani belgeli mi, belge vermezsen çok zor olur.
Zeki Bingöl: Bak adam on sene önce Arena'ya verdiğini yazmış. Defterini de çizmiş. ‘Al' dedi, ‘kardeşim şu parayı'. Sonra ‘bilmem kaç para verdim, hangi hakime verdim'. ‘Kime ne verdim'.
Soysal Algan: Yazmış hepsini…
Zeki Bingöl: Tabii. İfadesi var. Ayriyeten o tarihte tuttuğum kayıt var bende. Orijinal.
Ben şahsen bugüne kadar Doğan Haber Ajansı'nın bu derece düştüğünü görmedim.Ben onlarca kez söyledim birdaha söylüyorum.Yapılan anketler sonucu, en güvenilen kurum Ordu, en az güvenilen ise medyadır! Medyayı bu hale getiren en büyük etken ise Doğan Yayın Holding kuruluşudur! Medya denen şey, bugün insanımızın ülkemizden ve dünyadan haber alabileceği tek araçtır.Ancak, sırf birilerinin siyasi ve diğer menfaatleri adına bugün doğru ve tarafsız habercilik anlayışı pek azında vardır.Hatta tarafsızlık deyimi bile kalmamıştır ortada, olamazda.Şimdi gelelim bu tepkimin sebebine.
3000 nüfuslu bir yerleşim yerinde, yapılan çalgılı düğünde, parti yetkilileri silah atıyor.Ardından bu başka biri tarafından gizlice çekiliyor ve görüntüler jandarmaya teslim ediliyor.Jandarma olaya el koyuyor ve il'e kadar intikal ediyor olay.Tabi ortada bir kanunsuzlık varsa gereken yapılmalıdır.Ancak çekim yapan kişi aynı zamanda Doğan Haber Ajansı'na da gönderiyor bu haberi.Ve ardından Doğan Haber Ajansı, bu 3000'lik yerleşim yerinin, 100-200 hanelik köyünde yaşanan bu bölgesel olayı ajansın anasayfasında, gazetelerinde, gazetelerin haber sitelerinde, sırf siyasi kurumları biraz olsun yıpratmak ve tepki yaratmak için yayınlıyor.Açıkçası bu baberi görünce Doğan Holding'in kendisine karşı gördükleri olası bir tehlikede neler yapabileceğini düşünemiyorum bile...!

Dün Vadi yine mükemmeldi.Azeri kardeşimiz Nazır ortalığı dağıttı, Cevat arap sabunu niyetine Lübnan'lı yaktı, Polat ve ekibi oradan oraya koşturdu.Ve yine soru işaretleriyle sona erdi.Cevat'ın adamları, Erhan'ı hapishaneden kaçırdı ve bütün suçu Polat'ın üzerine yıktı.Tabi ihtiyarlarda oldukça ilginç mesajlar verdi.Hepsine değineceğiz ama belkide en önemlisi de her reklam arasında ekrana gelen Kurtlar Vadisi Gladio isimli yeni sinema filmiydi.Bu tanıtımda çok ilginç iddialar vardı.
Benim en çok ilgimi çeken iddialar arasında "Cumhurbaşkanı Özal, Musul ve Kerkük'e girecek diye mi zehirlendi", 28 Şubat Süreci bin yıl sürecekken, 5 yılda nasıl sona erdi" kısımlarıydı.Öncelikle şimdiden söyleyebilirim ki bu sinema rekor kıracak.Ama formatı hakkında hiçbirşey düşünemiyorum.Büyük bir ihtimal yakın tarihi canlandırma şeklinde olabilir.Yani Polat ve ekibinin bu filmde olacağını sanmıyorum.Özellikle Özal ile ilgili kısmı çok merak ediyorum.Musul Bizim Olsaydı? isimli yazımda Özal'ın Musul ile yakın teması hakkında bahsetmiştim.Büyük bir sabırsızlıkla filmi bekliyoruz diyorum, kısa tanıtımı veriyor ve dünkü bölüme geçiyorum.
Dünkü bölümde de en dikkat edilesi kısım şüphesiz ihtiyarların toplantı sahnesiydi.Toplantıda şu ilginç konulara değinildi.Yorumu size bırakıyorum.
-Gladyonun İstanbul irtibat noktalarından biri açığa çıktı.
-Bunu gladyonun kendisi mi istedi, Polat Alemdar mı deşifre etti?
-Polat, onları mecbur bıraktı.
-Polat niye bu şekilde kendisini gündeme getirmeye çalışıyor?
-Amerika derin devleti büyük operasyon yaptı. Neo-con'ların başkan Bush döneminde yaptığı bütün haksızlıkları, neo-con'lara maledip Obama ile dünyaya yeniden barış mesajı verdiler...Bu mesaj en çok Ortadoğu'yaydı... Genel hassasiyetleri özellikle dini hassasiyetleri dikkate alacaklarını ve Irak'tan çekileceklerini vaat ettiler.
-Amerika'nın bizimle ilgili planı ne?
-Amerikan derin devleti burada Türkiye'yi daha aktif hale getirip, bölgeyi öyle yönetmeyi seçti. Bu bizim için hem avantaj, hem dezavantaj.
-Niye dezavantaj?
-Amerika büyük devlettir. Süper güçtür. Ama her istediğini yapamaz, yaptıramaz. İslam dünyasının en nefret ettiği yaklaşım biçimi emperyalist ve oryantalist yaklaşım biçimidir.'Size özgürlük ve demokrasi getireceğiz. Siz de bize kişiliğinizi ve bağımsızlığınızı vereceksiniz', buna bölge halkları kesinlikle izin vermez. Ayrıca diğer küresel aktörler bu oyunu bozmak için yeni taktik ve strateji geliştireceklerdir. Bu bölgede en büyük güç Rusya, Avrupa Birliği ve İran'dır. Bizim Amerika ile yakın ilişkimiz diğer 3 büyük güce karşı bizi zayıf kılmakta. Doğalgaz nedeniyle Rusya, bütün Avrupa'yı kıskacı altına aldı. Nabucco projesi Amerika'nın istediği bir proje. Rus tahakkümünü Avrupa'nın üstünden kaldırmak amacıyla Amerika dayatmakta.
-Rus derin devleti, Türkiye'nin bölgede güçlü olmasını eli kolu bağlı izleyecek mi?
- Tabii ki hayır. Terör örgütüne zaten hakimdir Rus gizli servisi. Şimdi daha büyük eylemler yaptıracak.
Gladyo'nun NATO'nun öz çocuğu olduğu vurgusu yapılırken, şu dikkat çekici sözler sarf edildi:
"Onu bünyeden tamamen çıkarıp atmak kolay değil. Ayrıca bunun bedeli vardır. Hükümet bu işte ne kadar kararlı olursa o kadar oy kaybeder. Bu oy kaybını da bir yere kadar göze alabilirler. Ama işin içinde kendi canları var."

Bu yazımda Türkiye'nin en çok izlenen kanallarından biri olan Kanal 7'ye değineceğim.Öncelikle şunu söyleyeyim Kanal 7 sık izlediğim bir kanal değildir.Yalnız kanalları zaplarken, eğer Ana Haber veya İskele Sancak varsa izlerim.Ana Haberde, Erhan Çelik'in sunumu ve Fehmi Koru'nun yorumları'nı ilgiyle dinlerim.Yalnız bunun dışında öyle programları da var ki, sırf reyting uğruna yapılmadık üçkağıtları yapıyorlar!
Evet bunlara değineceğim.Kanal 7 nasıl bir kanaldır diye sorulduğunda birçok kişi dini ağırlıklı bir kanal diyecektir.Ve hatta bazıları Erbakancı bile diyebilecektir çünkü kanalın kurucularından birisi de eski Saadet Parti'si Genel Başkanı Recai Kutan'dır.Yyıncı kuruluşu 2008 yılı itibari ile de Hayat Görsel Yayıncılık A.Ş. ismini almıştır.Adı Deniz Feneri ile geçen RTÜK Başkanı Zahid Akman'da bu kurucular arasındaydı.Neyse fazla uzatmadan gelelim bahsi geçen programlara.
Özellikle kadın programları çoğu kanalda olduğu gibi burada da gözümüze çarpıyor.Sanki milletin derdini dinlemeye muhtaçmış gibi üçkağıtçının biri çıkıyor, ordan sevimli olmak için iki mimik, tatlı söz söylüyor, sonra halkın fenomeni oluyor.Bitmedi dahası da var.Buna 2.şahıs olarak ben şahit oldum.Çevremde bulunan kişilerin hiç mi hiç alakası olmayan bir kızla, senaryo icabı yıllardır kavuşamayan sevgililer gösterildiğini de çok iyi biliyorum.Bunun gibi birçok üçkağıt oldukça açıkçası Deniz Feneri'nin de savunmalarında ne kadar ciddi olduğundan şüpheliyim.Biz zamanında sürekli 4 parmağımız kıvrık, başparmağımız üstte gezerdik.Kimse yanlış anlamasın çamur attığım yok, ama sırf daha fazla maddiyat uğruna bu üçkağıtları gördükçe sinirim tepeme çıkıyor.
Ayrıca dikkat ettiyseniz Kanal 7, yöresel çalışıyor.Sürekli Doğu'ya özel yayınları var.Eğer Ulusal kanalsa, tüm Türkiye'ye hitap eden bir kanal olmalı ve sürekli aynı yöreden insanları programlarınıza çıkarmamalı!
Son olarak ta Deniz Feneri ekibine sesleniyorum.Eğer o temiz yürekli insanımızdan aldıkları bağışların 1 kuruşunu ceplerine indirdiyseler onlara da zehir zıkkım olsun diyorum.Lütfen tepkimi anlayın arkadaşlar!

Ntv'yi arada bir izliyorsanız mutlaka görmüşsünüzdür bu reklamı.Çekimleri 3 yıl süren 'YUVA' belgeseli Cuma günü 20:00'de diyor.Çekimler 54 ülkede havadan çekilmiş ve hakikaten ürkütücü görüntüler gözler önüne serilmiş.Tanıtım filmini izleyince ne kadar geniş kapsamlı bir belgesel olduğunu anladım.90 ülkede aynı anda yayınlanacak olan bu belgeseli mutlaka izleyin derim.Sizlere yapılan araştırmalar sonucu ortaya çıkan bazı ürkütücü rakamlardan bahsetmek isterim.
| Dünya nüfusunun yüzde yirmisi, gezegenin kaynaklarının yüzde seksenini kullanıyor. GEO4, UNEP (United Nations Environment Programme) 2007 Dünya’da, gelişmekte olan ülkelere edilen yardımın 12 katı, askeri giderlere harcanıyor. Bir günde 5000 insan kirli içme suyu yüzünden ölüyor. Bir milyar insan temiz içme suyuna ulaşamıyor. Bir milyara yakın sayıda insan açlık sınırında. Dünya’da yapılan tahıl ticaretinin yüzde ellisi hayvan besini ya da biyolojik yakıtlar için gerçekleştiriliyor. Ekilebilir arazilerin yüzde 40’ı, uzun süreli zarar görmüş durumda. Her yıl, 13 milyon hektar orman yok oluyor. Dört memeliden biri, sekiz kuştan biri ve hem karada hem suda yaşayabilen her üç canlıdan biri soyunun tükenmesi tehditi altında. Canlı türleri doğal oranlarının 1000 katı hızlı bir şekilde ölüyor. Balık avlama alanlarının dörtte üçü, tükenmiş durumda. Bu bölgelerdeki balıklar ya tükenmiş ya da tehlikeli boyutta azalmış oranda. Son 15 yılın ortalama sıcaklıkları bu güne kadar kaydedilen en yüksek sıcaklıklar. 2050 yılında en az 200 milyon iklim mülteicisi olabilir. |
|---|
YUVA(HOME) TRAILER
Belgesel'in tanıtımını başka yerde bulamadığım için Youtube olarak yayınladım.Youtube'a giremeyenler ktunnel gibi proxy sitelerine girip Youtube'da 'HOME' diye arama yapsınlar.
Senelerdir izleyiciyi gülmekten kırıp geçiren Olacak O Kadar komedi programı FOX ekranlarında yeni bölümleriyle devam ediyor.Yerini hiçbir komedyenin tutamadığı ve asla tutamayacağı kişi olan Levent Kırca, bu kezde Erdoğan'ın Davos'taki gösterdiği tavrı konu almış.Gerek yapılan makyaj ile gerekse replikleriyle Levent Kırca'nın canlandırdığı bu sahnede sizlere kahkaha garantisi veriyorum.İşte Levent Tayyip Erdoğan'ın Davos'takileri tokatladığı sahne :)

Vadi yepyeni bir bölümle yine Perşembe günü aynı saatte izleyiciyle buluşacak.Sezon finali sandığım bu bölüm, şükür ki değilmiş.Çünkü İskender vuruldu ve eğer ölürse, büyük bir ihtimal Polat'ın karşısına yeni biri çıkacak.Kim bilir belkide bu bölümde Kurtlar Vadisi'ne transfer olacağı haberleri dolaşan Müslüm Gürses çıkar gelir ne dersiniz:) İşte bu haftaki bölümün özet ve fragmanı(parçası)
Kurtlar Vadisi Pusu, bu hafta yine nefes kesecek bir bölümle ekranlara geliyor. Vadide aksiyon ve heyecan giderek artıyor.
* Erhan’ın kurşunuyla vurulan İskender Büyük ölecek mi?
* Polat Alemdar, Erhan’ın İskender’i vurduğunu öğrenince ne yapacak?
* İskender’in vurulmasıyla ilgili olarak her yerde aranan Polat’ın yeni planı ne olacak?
* Ve yakaladığını yakan Cevat’ın hedefinde bu kez kimler var?
Tüm bu soruların yanıtları ve çok daha fazlası, 4 Haziran Perşembe akşamı yayınlanacak Kurtlar Vadisi Pusu’nun 62. bölümünde olacak…
En Çok Tıklananlar
-
Burda daha önceleri de İstanbul'un fethini anlatacak olan Fetih 1453 filmiyle ilgili ayrıntılara yer vermiştik hatırlarsanız.Ha çıktı, çı...
-
90'lı yılların veletleri olaraktan çok şanslı bir nesil olduğumuzu sanırım söylememe gerek yok.Hele ki milenyum bebeleri her türlü imkana sa...
-
Şimdi sizlerle paylaşacağım hikaye, köpeklerin insanın en yakın ve sadık dostu olabileceğini kanıtlar nitelikte bir hikaye olacak eminim.D...
-
' Jet Fadıl ' adını son zamanlarda pek bir duymaya başladık.Aslında ilk defa duyulan bir isim değil bu özellikle küçüklüğümden de hatırl...
-
Bugünkü yazımızda sözüm ona internet fenomenleri olan genç değerlerimizi işleyeceğiz efenim.Daha önceleri de sanal ortamlarla insanımızın...
Arşiv
-
►
2011(102)
- Aralık 2011(4)
- Kasım 2011(3)
- Ekim 2011(4)
- Eylül 2011(9)
- Ağustos 2011(9)
- Temmuz 2011(16)
- Haziran 2011(12)
- Mayıs 2011(9)
- Nisan 2011(11)
- Mart 2011(5)
- Şubat 2011(7)
- Ocak 2011(13)
-
►
2010(288)
- Aralık 2010(9)
- Kasım 2010(19)
- Ekim 2010(27)
- Eylül 2010(34)
- Ağustos 2010(29)
- Temmuz 2010(17)
- Haziran 2010(35)
- Mayıs 2010(36)
- Nisan 2010(22)
- Mart 2010(20)
- Şubat 2010(17)
- Ocak 2010(23)
- ▼ 2009(267)
- Aralık 2009(6)
- Kasım 2009(14)
- Ekim 2009(13)
- Eylül 2009(21)
- Ağustos 2009(24)
- Temmuz 2009(17)
- Haziran 2009(31)
- Mayıs 2009(26)
- Nisan 2009(25)
- Mart 2009(34)
- Şubat 2009(33)
- Ocak 2009(23)
-
►
2008(125)
- Aralık 2008(19)
- Kasım 2008(23)
- Ekim 2008(23)
- Eylül 2008(19)
- Ağustos 2008(21)
- Temmuz 2008(14)
- Haziran 2008(3)
- Mayıs 2008(1)
- Şubat 2008(1)
- Ocak 2008(1)
-
►
2007(4)
- Ekim 2007(1)
- Eylül 2007(3)



















